‘Irmak, o bahsettiğin çiçek nerde şimdi?’
Duru günlerdir bu çiçeği merak ediyordu ama Irmak’a o güne kadar bir türlü soramamıştı. Birbirlerine her şeyi anlatırlardı aslında ama bunu söylerse eğer; Duru’ya göre Irmak onun saçmaladığını düşünecekti.
‘Ne çiçeği?’
‘Hani şu Bora’nın senden daha çok sevdiği çiçek.’ diyerek gülümsedi Duru. Ne zaman konusu açılsa Irmak kaşlarını çatıyor ve küçük sinir krizleri eşliğinde söyleniyordu.
‘Bora eve götürdü. Bu arada sen niye bu kadar ilgilisin o ucube şeyle?’
‘Bu kadar kızdığına göre gerçekten güzel bir şey olduğunu düşünüyorum sadece. Ne var Irmak merak edemez miyim?’ Duru, Irmak’ın yüzünde kuşkulu bir bakış sezmişti birden.
‘Aslında son günlerde bana sadece iki seçeneği düşündürüyorsunuz. Ya Bora’yla ikiniz beni deli etmek için böyle bir şey planladınız ya da..’ dedi biraz duraksayarak, ‘..siz kardeşsiniz.’ Sonra da gülümsedi. Duru birden rahatlamıştı, o da arkadaşına katıldı.
En sonunda akşam olmuş, ikisi de giyinmiş ve Bora’lara gitmek üzere evden çıkıyorlardı. Duru çok heyecanlıydı; en sonunda o çok merak ettiği çiçeği görebilecekti. Onun hatırlattığı rüyasını gördükten bu yana iki hafta geçmişti. Olamazdı ama sanki o çiçek, tüm sıkıntılarını götürebilecekmiş gibi geliyordu ona. Gidene kadar hiç konuşmadılar. Bora’nın ev arkadaşı Meriç, kapıyı açtığındaysa Duru onun neredeyse yüzüne bakmadan bir ‘Merhaba’ deyip içeri dalmıştı. Çiçek işte ordaydı ama bir tuhaflık vardı sanki. Ya Duru çok şey ummuştu ya da çiçek gerçektende Irmak’ın dediği gibi tam bir ucubeydi. Bora ise ona sanki paha biçilmez bir mücevher gibi bakıyordu. Elindeki bezle yapraklarını siliyor, gülümseyerek ona su veriyordu. Duru, başını çevirerek oturdu.
Eve geldiklerinde Duru, kendisini ne zamandır ilk kez bu kadar mutlu hissediyordu. Bora’da oldukları bütün gece çiçekten başka her tarafa bakmış, konuşmuş, gülmüştü. Ayrıca bir şeyi fark etmişti: kendisinden başka hiçbir yere bakamayan birini.
Meriç’i Bora ve diğerleriyle eve çıktığından beri, yani üç aydır tanıyordu Duru. İyi biriydi, aslında yakışıklıydı da. Duru, neden olduğunu bilmiyordu ama Meriç’e ilk kez farklı bakmıştı. Daha önce onun hakkında hiç böyle düşünmemişti ve itiraf etmek gerekirse o da sadece Meriç’e bakmamak için çok zorlanmıştı.
‘Duru! Ne yapıyorsun ne zamandır sana sesleniyorum.’ Irmak’ın sesi giderek yükselmişti en sonunda kapıya geldiğini gördü Duru. ‘Hani üstünü değiştiriyordun, şu bulaşıkları yıkayalım demedik mi?’